Sigortalı işlerini bırakıp köye yerleşen çift: Kaybolan ipekçiliği canlandırdı

Kategori: Basın Odası - Haberler | 0

diMUĞLA - Kapitalizmin tüketim ve çalıştırma anlayışına tepki amaçlı bankacılık mesleğini bırakan Müberra ve Yaşar Aydoğan çifti, 40 yıl önce üretimi durdurulan 2500 yıllık geçmişe sahip Caria ipekçiliğini yeniden canlandırdı.

Kapitalizmin tüketim ve çalışma anlayışına tepki gösterip, İstanbul’dan Muğla’nın Datça ilçesinde bulunan eski Datça bölgesine yerleşen Yaşar ve Müberra Aydoğan çifti, 40 yıl önce bölge halkı tarafından üretimi durdurulan, 2 bin 500 yıllık geçmişi sahip Caria ipekçiliğini yeniden hayata geçirdi. Atalarının 1960’lı yıllarda köyleri bırakarak şehirlere göç ettiğini belirten Yaşar Aydoğan, “Biz aslında 2000’li yıllarda fark ettik ki şehirli değiliz köylüyüz. Şehirlere ait değildik ve her şeyi tüketiyorduk. Bu da bize mutluluk vermedi. Üretmeyi tercih ettik ve bankacılı mesleklerimizden istifa ettik. Şehirliydik, artık köylü olduk” dedi.

‘SADECE KİRA PARAMIZ VARDI’

Eski Datça’ya ilk geldikleri zaman köyde bulunan yaşlı kadınlara ipek üreteceklerini söylediklerinde olumsuz tepki aldıklarını aktaran Aydoğan, “Siz şehirlisiniz, yapamazsınız dediler. Vazgeçmedik. Eski ustaların yanına gittik 3-5 gün yanlarında kaldık ve 2500 yıllık bir miras olan kozadan ipek üretimini mirasını devraldık. Bir şeyleri yeniden canlandırmak çok güzel bir duygu” diye konuştu. İlk başlarda sadece ev kiralarını karşılayacak kadar paralarının olduğunu belirten Aydoğan, kışın odun alacak paralarının dahi olmadığını, çalı, çırpı toplayarak birkaç sezon geçirdiklerini söyledi.

‘EVİMİZ, ARABAMIZ, SİGORTAMIZ YOK AMA MUTLUYUZ’

İstifa ettikten sonra bir süre bocaladıklarını, köy yaşamına alışmakta zorluk çektiklerini dile getiren Aydoğan, fikirlerinin insanlara ters geldiğini, istifa ettiklerinden kaynaklı çevrelerinden hiç iyi tepkiler almadıklarını vurguladı. Sigortalı ve iyi bir maaşı olan bankacılığı bırakmanın mantıklı bulunmadığını dile getiren Aydoğan, şöyle devam etti: “Şu an sigortalı bir işimiz artık yok. Evimiz ve birikmiş paramızda, arabamız da yok. 12 yıldır İstanbul’da çalışmaya devam etseydik evimiz, arabamız, bankada paramız ve sigortamız olurdu. Ama mutlu olmazdık, biz ürettiğimizden dolayı şuan mutluyuz.”

‘40 GÜNLÜK BİR SERÜVENİNİN ARDINDAN ÜRÜN ALDIK’

Doğanın uyanışıyla ipek serüvenlerinin başladığını ifade eden Aydoğan, üretim aşamasını şöyle anlattı: “Dut ağaçları filizlenmeye başladığında bizde dolaplarda sakladığımız yumurtaları çıkartırız. Bir haftalık kuluçka dönemlerinin ardından hafif bir sıcak ortamda hafif hafif açılırlar. Ondan sonra dut yaprakları ile beslemeye geçeriz. İpek böceği yumurtadan çıktından 40 gün sonra kozası ölmüş olur. Yumurtadan çıktığında bir milimetredir. Koza yapmak için büyüttüğümüzde ise boyu 12 santime çıkar. Buda 10 bin kat büyümesi demektir. Aslında 40 günlük bebeğe bakıyorsunuz demektir. Her şeyi bilmeniz lazım. Hastalanır, yapraklarda ilaç olabilir, karıncadan korumak gerekir. 40 günde tüm serüven biter. Kozalar elde edilir kozalar güneşte kurutulur. Haziranın ilk haftasında ise kazanlarda kaynattığımız suda onların ipliğini çekeriz. Kazandan çıkan iplikleri çıkrıklara sararız.”

‘EKONOMİMİZİ İPEKTEN VAR EDİYORUZ’

Elde ettikleri iplikleri tarihi el dokuma tezgahlarında eşi ile birlikte dokuduklarını aktaran Aydoğan, şal, fular ve kumaş elde ettiklerini söyledi. Köyün etrafından topladıkları meşe palamudu, karadut, ceviz yaprağı, süpürge otu, kozalak ve muhabbet çiçeğinden kök boyaları elde ettiklerini belirten Aydoğan, ardından dokudukları ürünleri doğal yollarla elde ettikleri kök boyalarının içine koyarak kaynattıklarını anlattı. Aydoğan, ipekleri yıkama aşamasından sonra, ürünlerin satışa hazır hale geldiğini belirti. Geçimlerini kozanın ipeğe dönüşümünden elde ettiklerini dile getiren Aydoğan, ürettikleri sürece sıkıntı yaşamadıklarının altını çizdi. Önce pazarlarda ürünlerini satan çift, şimdi kurdukları küçük dükkanlarında Caria Silk adıyla isim oluşturduklarını kaydetti.

‘5 KADINA MESLEK ÖĞRETTİK’

Sağlık acısından da ipek ürünlerin çok faydalı olduğunu hatırlatan Aydoğan, “Eskiden büyüklerimiz tarlada çalışırken dahi ipek giymişler. İpek giyip güneşte 24 saat kalabilirsiniz, size klima ortamı sağladığından terlemezsiniz. Naylon ürünlerde ise terleyip hasta olursunuz” diye konuştu. Datça yarımadasında ipekçiliğin 40 yıl önce turizmin gelişmesi ile unutulduğuna dikkat çeken Aydoğan, şuan 2500 yıllık mirası canlandırdıklarını ve Hızırşah köyünde 5 kadına ipek üreticiliğini öğrettiklerini vurguladı.

‘TERK EDİLEN OKUL, DOKUMA ATÖLYESİ OLDU’

Taşımalı eğitim sisteminden kaynaklı boş kalan Hızırşah İlkokulu dokuma atölyesine çevirdiklerini belirten Aydoğan, “Okul uzun süre boş kalınca bakımsızlaşmış, camları kırılmış, tavanı çökmüştü. Biz burayı değerlendirmek istedik. Okulu elden geçirip, dokuma tezgahlarını yerleştirdik. Sınıflara raflar hazırlayarak ipek böceklerini yetiştirmeye başladık. Burada bir yaşam alanı oluşturduk. Bu sayede, hem okul ayakta kaldı hem de 2500 yıllık bir miras olan ipekçilik.”

Kaynak:

http://www.dihaber.net/TUM-HABERLER/content/view/11680